TÜBİTAK, YÖK ve AB
AB ile müzakere süreci, önce eğitimde başlıyor. Ama ne kadar hazır olduğumuz konusunda biraz değil, bir hayli kuşkularım var. Örneğin TÜBİTAK'ı ele alalım. Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği, mahkemelerin yürütmesini durdurduğu bir yasa ile yönetiliyor. YÖK, mevcut yönetimi yasal değil diye tanımıyor. Çankaya da kabul etmiyor. YÖK'ün durumu ise daha da vahim. Günlük iş akışını gerçekleştiren Yürütme Kurulu adeta yok edildi. Yetkileri, ayda bir toplanan genel kurula devredildi. Başkan vekilliklerinden biri ile bazı üyelikler hâlâ boş. Başkan Teziç Ankara'da misafir gibi, hâlâ otelde kalıyor. Genel kurul üyelerinin neredeyse hepsinin bir değil, birkaç işi olduğu için YÖK'le uğraşacak fazla zamanları yok. Bir Teziç, bir de YÖK üyeliğine atandığı ay başkan vekilliğine terfi eden İsa Eşme, onları da ara ki bulasın. Üniversitelerin söylediği bu. Milli Eğitim Bakanlığı'na gelince. Hemen her gün yeni bir icraatla ortalığı karıştırmaktan AB ile ilgilendiklerini pek sanmıyorum. Ama onlara sorsanız, AB'ye dünden hazırlar... Müzakereler başladığında kim ne kadar hazır, çok daha net görebileceğiz. Galiba en iyisi beklemek.
Müzakereciler seçildi
AB ile müzakere süreci 20 Ekim'de Brüksel'de başlıyor. Ayrıntılı tarama ise 26 Ekim'de gerçekleşecek. Tarama raporu ise 19 Aralık'ta açıklanacak.
Müzakere sürecine üniversiteler adına katılacak bilim adamı grubu dün YÖK Başkanı Teziç tarafından açıklandı. Listede önemli isimler var. Hem dünyayı hem de eğitimi iyi bilen isimler ağırlıkta:
Ural Akbulut (ODTÜ Rektörü), Faruk Karadoğan (İTÜ Rektörü), Şener Oktik (Muğla Rektörü), Mehmet Duman (Sakarya Rektörü), Ali Doğramacı (Bilkent Rektörü), Ali Baykal (Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı), Tunçalp Özgen (YÖK üyesi ve Hacettepe Rektörü), Fikret Şenses (YÖK üyesi).
Evet, isimler fena değil. Yakında TÜBİTAK ve MEB adına isimler açıklandığında, önümüzü daha iyi görebileceğiz.
Bilimsel performansımız?
Bilim ve teknolojik gelişme, AB için çok önemli. AR-GE için ayrılan kaynakların dağılımı, yöneticilerin seçimi ve oluşturulacak kurulların özerkliği de bir o kadar önemli.
Geçenlerde bir rektör, "AB, Türkiye'de eğitime ve bilime yön verenlere bir baksa şoke olur" dedi. "TÜBİTAK Başkanı, YÖK Başkanı ve Yardımcısı, ÖSYM Başkanı, rektörler ve bu konularda iktidarın en yetkili ismi olan Başbakanlık müsteşarının uluslararası bilim kariyerine bakmak yeterli. Hemen hepsinin uluslararası yayını ya hiç yok ya da yoka yakın. Ha bu listeye üniversite kökenli Milli Eğitim Bakanı'nı da ekleyebilirsin. Gerisini sen düşün" diye konuştu. Söyleyecek bir şey bulamadım.
Tamam, Türkiye bilim sıralamasında çok iyi yerlerde değil. Ama hiç yok denecek kadar da değil. Dünya bilimine katkı sıralamasında 20 ile 25'inci sıra arasında gidip geliyoruz. Ama en tepedekilerin bu durumu gerçekten vahim!..
AB bu kadar ince ayrıntıyla ilgilenir mi? Hiç sanmıyorum. Ama olaylara yaklaşım tarzımız açısından herhalde bir kanıya varabilirler.
Kim çarpıtıyor?
Milli Eğitim Bakanlığı, son aylarda garip bir tutum içerisine girdi. İcraatlarını eleştirenlere karşı müthiş bir önyargı içerisinde. Ankaralı gazetecilere kapılarını kapatmışlar. Bürokratların diline de acı biber sürülmüş. Konuşacak biri varsa, o da Bakan Çelik'in ta kendisiymiş.
Anlaşılan o ki Başbakan Erdoğan gibi Bakan Çelik'in de sinir katsayısı yükseliyor. Oysa kabinenin en hoşgörülü bakanı oydu. Sanki soğukkanlılığını yitiriyor. Bu da hiç doğru değil.
Birileri yapacak, diğerleri de eleştirecek. Kızmakla bir yere varılamayacağını en iyi o bilir. Kendi adımıza, olumsuz icraatlarını gördüğümüzde eleştiri hakkımızı kullandığımız gibi, başarılı çalışmalarını da alkışlamaya devam edeceğiz.
Özetin özeti: Şu günlerde kavgaya değil, daha bir bütünleşmeye ihtiyaç var. Birbirimizi yiyerek müzakere sürecini başarıyla aşamayız!..